HABERLER

 Dilovası ... Fotoğraflar  ... Haberler ... Yorumlar ... İlgilisine ... Kurumlar ...                          

ANA SAYFA



DİLDERESİ'NİN HAZİN HİKAYESİ
 


 

 Millipark ilan edilen Ballıkayalar vadisi'ne değer katan en büyük tabiat güzelliği Dilderesi'dir.
 

 Ballıkayalar vadisine yaklaşık 1,5 km uzunluğunda 70 ile 100 m derinliğinde 40 ile 80 m genişliğinde, oldukça dik yamaçlı karstik kökenli bir  kanyon oluşturup Akdeniz'e özgü Sandal ağacının yeşermesini sağlayan iki tanede şelale ile bu bölgeyi taçlandıran Dilderesi  bu bölgede iç turizmin gelişmesine de  büyük katkı sağlamaktadır. Ballıkayalar çıkışında Gebze tarafından gelen dere ile birleşen Dilderesi kirlilikle bu noktadan sonra tanışmaya başlıyor. Dilderesi'ne karışan dere Gebze tarafından geldiği için beraberinde Gebze çöplüğünün pis atıklarını da getiriyor. Dilderesi'nin rengi bu noktadan sonra çamurumsu bir hal almaya başlıyor.  

 Toplam uzunluğu 12 km olan Dilderesi Tavşanlı ve Dilovası sınırlarından geçerek İzmit Körfezine dökülür. Resmi kaynaklarca İzmit Körfezi'nin %40'tan fazlasını Dilderesi kirletmektedir. Dilderesi'nin kirlilik sorunu artık Dilovası'nın sınırlarını aşmış bölgesel bir sorun haline gelmiştir.

 Dilovası sınırları içine girmeye başladıkça Dilovası'ndaki sanayinin getirmiş olduğu aşırı kirlenmeden hak etmediği payı fazlasıyla almaya başlıyan Dilderesi'ndeki kirlenmelerde artmaya başlıyor. Dilovası sınırları içinde dereyi ilk kucaklayan Pak Piliç ve diğer tavuk çiftliklerinin kontrolsüz artıkları  derenin kirlenmesini daha da arttırıyor. Dilovası sınırları içimde İlerledikçe sözde büyük fabrikaların hiçbir arıtmaya tabi tutmadıkları atıkları cömertçe dökmeleri sonucu dere daha da soluksuz kalıyor.

 Dilderesi'nin en çok kirlenmeye maruz kaldığı alan ise Mimar Sinan Köprüsü olarak adlandırılan tarihi köprü ile Çolakoğlu ve Polisan fabrikalarının bulunduğu İzmit Körfezi'yle buluştuğu kısımdır. Bu alanda bulunan İzocam, Dyo, Lever, Diler, Olmuksa, Yazıcıoğlu, Polisan ve Çolakoğlu fabrikaları bu derenin kirlenmesinde en büyük etkisi bulunan fabrikalardan bazılarıdır. Dereye konum olarak uzak olan Atabay Kimya, Borland Porselen gibi fabrikalar ise döşedikleri metrelerce uzunluğundaki borular sayesinde dereye ulaşmakta ve dereyi kirletmektedirler.

 Onbeş yıl öncesine kadar etrafını kiraz, elma, şeftali ve üzüm bağlarının çevrelediği Dilderesi'ni bugün maalesef Fabrikalar esir almış durumdadır. Hiçbir arıtma sistemine tabi tutmadan direk dereye boşaltılan atıklar derede yaşayan bir çok canlı türünün yok olmasına sebep olmuştur. Bir zamanlar insanların yüzdükleri, balık yakaladıkları, suyunun tertemiz olduğu Dilderesi eğer en kısa zamanda ıslah edilmezse yok olmakla karşı karşıyadır.

 


Dilderesi'ni gösteren uydu haritası.

 

 Kirlenen derenin olumsuz etkileri   Dilderesi'ne yakın oturan bazı ailelerin büyükbaş hayvanlarını bu derenin kenarındaki yeşilliklerde otlatmaları sonuçu bu derenin pis sularını içen hayvanların Dilovası insanı tarafından tüketilmesi ile insanlara yansıyor, dereye giren çocuklar ise direkt etkiye maruz kalıyorlar.

 Dereyi kirleten unsurların bir başkası ise 50.000 nüfuslu Dilovası Beldesinin kanalizasyon bağlantısının direk olarak dereye bağlanması ve atıkların hiç bir arıtmaya tabi tutulmadan dereye şarj edilmesidir.

 Başlangıç noktası bir kaç derenin birleşimi olan ve geçtiği köylerde değişik isimler alan derenin kaynak noktaları ve milli park ilan edilen kısımları tabiat harikasıdır. Bu derenin doğal güzelliğinden başka insan eliyle yapılmış bir güzellik daha vardır bu dere üzerinde o da Polisan çiftliğidir. Yörenin halkına yasaklanmış olan tabiat güzelliği sanayicinin bir başka yüzünü daha göstermektedir. Doğaya ve insana değer veren bir üretim anlayışı benimsendiği zaman çok güzel şeyler ortaya çıkmaktadır.

 

 

Dilderesi üzerine kurulmuş olan Polisan çiftliği

 Dilderesi'nin kirlenmeye başladığı noktanın biraz aşağısına bu güzel çiftliği yaparak derenin kirlenmeye başladığı için kararan yüzüne  gamze gibi güzellik katan Polisan maalesef derenin Körfez'le buluşma noktasında kirli atıklarıyla ölümcül son vuruşu yapmaktadır.

 Dilderesi denize yaklaştıkça büyük fabrikaların kimyasal atıklarını hoyratça boşaltmaları sonuçu rengindeki koyuya çalan deyişim daha da artmaktadır. İçinde İnsanların rahatlıkla gezebileceği büyüklükte borularla Çolakoğlu fabrikasının santralinden çıkan termik atıklar kontrolsüz bir şekilde Dilderesi'ne boşaltılması bu kirlenmeyi dahada arttırmaktadır..

 Körfezle buluştuğu noktada Dilderesi tamamen can çekişir duruma gelmektedir. Kirlenme aşırı derecede artmaktadır. Suyun rengi, kokusu ve çamur tabakaları Dilderesi'ne bir bataklık görüntüsü vermektedir. Nefes alabilmek için bir an önce İ.Körfezine ulaşmak isteyen derenin su rengindeki farklılık körfezle birleştiği yerde açıkça  görülmektedir.

 Aslında Dilderesi'nin başlangıcı insan oğlunun doğayla uyum içinde yaşadığı zamanki zenginliğini anlatırken , Dilderesi'nin İzmit Körfezi ile kucaklaştığı son kesimleri ise para hırsıyla doğayı ve canlı hayatını hiçe sayan insanların elindeki sanayileşmenin getirmiş olduğu pis, çorak ve sağlıksız bir fakirliği açıkça göstermektedir. Sanırım Dilderesi'nin hazin hikayesi sanayi dişlisinin doğayı ve insan geleceğini nasıl yok ettiğini çok iyi anlatıyordur.


 

 İZMİT KÖRFEZİ , DIŞARDAN ÇAMUR İÇİNE İTİLMİŞ ÜZERİ ÇAMUR İÇİNDE EVE GELEN OĞLUNU ÜZERİNİN KİRLENMESİNE ALDIRMAKSIZIN BAĞRINA BASAN BİR ANNE MERHAMETİYLE DİLDERESİNİ BAĞRINA BASMAKTA, KENDİSİNİ EN ÇOK KİRLETEN DERENİN DİLDERESİ OLDUĞU İSTATİKLERE GEÇMEKTE, YETKİLİ VE SORUMLU OLAN İNSANLAR İSE GELECEK NESİLLERİN YAŞAM HAKLARININ GASP EDİLMESİNİ SEYRETMEKTEDİR.

 

 

 

 

 Dilovası eskiden oldukça güzel bir yermiş fakat sonradan sanayileşme ve hava kirliliği yüzünden yapısı bozulmuş. Bu bozulan yerlerden biride Dilderesi, Dilderesi gerçekten eski bir tarihçeye sahip . Bunlardan en önemlisi de üzerinde Mimar Sinan tarafından yapılmış bir tarihi köprü bulunmasıdır. 

 Bir zamanlar bir çok türde balığın bulunduğu ve çevresinde bulunan üzüm bağlarını sulayan bu dere şimdi içine akıtılan fabrika atıklarıyla boğuşuyor. Çevresinde bulunan bağ ve bahçelerin yerini zamanla sanayi kuruluşlarının alması bu dereyi adım adım yok ediyor ve yok etmeye devam edecek.

 Geçenlerde okulumuzun gezi düzenlediği bir fabrikaya gittik. Orada bir çok güzellik vardı. Balıklar , ördekler vardı. Özellikle de bir arıtma tesisleri vardı. Atıklarını burada arıtıyorlarmış. Ancak bıçağın iki yüzü var . Aslında bu fabrika ve başka fabrikalar atığının çoğunu bu dereye akıtıyor.

 Ben şu anda bana anlatılan eskiden bu derede yüzen çocukları, balık tutanları, üzüm ve elma bağlarını göremiyorum. Benim endişem benden sonraki nesillerin Dilderesi'ni hiç görememeleri veya onun yerine ya kuru bir toprak parçası yada çevreyi kirleten yeni bir fabrika görmeleri.

   H. AKALAN
                 7-B


 


 

©2005 A.T.K Tasarım  Site içeriği izin alınmadan kullanılamaz. E-Posta:diloatk@hotmail.com  •  Sayfa Başı ^