|
|
|
Can Gülmen İlköğretim Okulu'na uğramak
niyetiyle çıktım yola. Asıl hedef Diliskelesi ve Fatih
mahallesi; yürüyerek Diliskelesi mahallesi'ne gitmek gerektiğinden DYO boya fabrikasının olduğu
taraftan gitmeye karar verdim. Maksat gazete okuduğum bir haber ve
ormanlık alanın tıraşlanması. Gazete haberi DYO fabrikasına İl Çevre
Müdürlüğünün ceza kestiği ile ilgiliydi. Acaba neden ceza
kesilmişti?..Tıraşlanan ormanlık alan ise DYO fabrikasının arkasında
yer alan bölgeydi. Gekçekten buraya ağaç dikliyor muydu?. Bu
sorulara da cevap bulmak için kendi unutulmuşluğunu unutup Dilderesinin hazin haline seyirci olan tarihi Mimar Sinan Köprüsünün
kambur sırtını çiğneyerek DYO tarafına yöneldim. Fabrikanın tel
çitlerine
yapışmış vaziyetteki tek göz gece kondunun yanından geçerek
fabrikanın arkasına ulaştım. Fabrikanın durumu ön tarafı kuru fakat
arkadan bezi dolduran bebeler gibi. Fabrika ne birikimi varsa
arkadan araziye salmış. Bir noktadan buhar çıkıyor ne buharı olduğu
belli değil. Biraz ilerisinde köpüklü su akıyor. Onunda ilerisinde
sıvı atıklar göl olmuş vaziyette. Çalışan işçilere bir şeyler
sormayı deniyorum. Ukala ukala cevaplar. Al taşı vur kafalarına
diyor bi ses. Ses tabi içeride olduğu için duymuyor çalışanlar. Aslında
bu ciddi bir konu, çalışanlar İzmit - İstanbul'dan gelip Dilovası
halkının çalışması gereken yerde çalışıyorlar sonrada ukala ukala
konuşuyorlar. Çolakoğlu fabrikasının işçilerinde de bu söylemi
gördüm. Gerçi hepsinde vardır. Akşam olunca çekip gidiyorlar. Zehiri
Dilovası halkı soluyor.
|
|
|
|
|
|
Bahar geliyor artık yavaş yavaş tabiat canlanmaya başladı. Yılanlar
kabuk atıyor. İki tane çocuk ellerinde taş yılan kovalıyorlar.
Bırakın lan zavallıyı kendi haline diye müdahale ediyorum. Hadi bana
rehberlik yapın diye onları uzaklaştırmaya çalışıyorum. Doğaya
yılanda lazım . Az önce bahsettiğimiz sanayi kirliliğinin hemen
yanında canlı bulmak nimet sayılır. Ağaç dikeceğiz diye patika yolu
tel örgülerle çevirmişler iyide etmişler. Fidanlara elleyen olmaz
diye düşünüyorum. Bizim rehberler meğersem tellerin üzerinden
geçiyormuş . Boşuna ileri gitme her yer kapalı dediler bende onlara
uydum. İçeri girip fidanları çektim. Fidan dedim de selvimsi
bir ağaçlar dikmişler fazlada değil bazıları kurur gibi. Dilovası
insanı ve çevre dernekleri bu alana sahip çıkmalı .Ağaç
dikmeli. Dilovası'nda ne kadar ormanlık alan kaldı ki. Kalanlarda
elden gitmesin. Kılavuzu karga olan ....demişler . Bizde uyduk iki
çakala içeri girdik çıkamıyoruz. Otoban tarafı yüksek. Tırmanıyoruz
ve sağ el tele takılıp yırtılıyor. Güç bela TEM'i geçip karşıya
ulaşıyorum. Geri bakıyorum. Az ileride tel örgüler bitiyor. Acemi
rehberler
abi bilmiyorduk diyorlar. |
| |
|
|
|
|
|
Can gülmene az kaldı. Kazasız belasız
TEM'i geçiyorum. Tabi herkes şanslı olamıyor bu konuda. Otoyolda
yılda 200 kişi hayatını kaybediyormuş. Sebepse fabrikaların saldığı
kimyasalların yolu kaygan hale getirmesi. Yani çevre felaketi Dilovası dışından
olan insanları da etkiliyor. Yolun karşısı Diliskelesi, yol kenarında bir çok gece kondu var. Kanalizasyon yok. Evlerin
kenarları tezek yığını. Hemen çok fakir ve ilkel bir mahalle demeyin
yoksa sizde benim gibi şaşırır kalırsınız. Zira mahallenin deniz
gören tarafı lüks villa dolu ayrıyetten toplu konutlar var. Gerçi
toplu konutlar kaderine terk edilmiş durumda. Yani sosyal ve
ekonomik uçurum yan yana Diliskelesinde. Bu toplu konutlar
düzenlenip bu gece kondu insanları niye taşınmaz anlamış değilim.
Milletin milyarlarca lirası çöpe atılmış vaziyette. Her yerde bu
uçurum her yerde ama biz fark edemiyoruz. İnsanoğlunun cepleri hiç
bir zaman eşit dolmuyor. Hep bir taraf boşken diğer taraf dolu
oluyor. Hım... yazı başka yönlere kaymaya başladı. |
| |
|
|
| |
|
Can
Gülmen İlköğretim Okulu gerçekten kendine çekidüzen vermiş. Eğitim
sayfasına fotoğraf eklemek için gittiğimde okul bakımsız
vaziyetteydi. Okul müdürü Cafer Bey okulu yeniden düzenlemiş.
Dış cephe boyanmış, duvarlara resimler çizilmiş, bahçeye ağaçlar
dikilmiş. Okuldan ayrılıp sahile doğru uzanıyorum. Gerçekten manzara
çok güzel. Hersek Burnu o kadar yakın gözüküyor ki adım atsan Yalova
tarafındasın. Hele bir de asma Köprü yapılsın buralar altın
değerinde olur. Bu arada Polisan halkın tüm itirazlarına
rağmen liman yapımına devam ediyor. Bu işletme hakkında o kadar laf
söyledik ki artık ne diyelim?!. Tarihi istasyon binası ise gitti
gidecek. Bu arada ayak üstü Salih abinin ifadesini alıyorum. O
arabasını parlatmanın derdinde. Liman için çok mücadele verdik
diyor. Sırtını güneşe vermiş teyzeyle biraz sohbet ediyoruz.
Teyzenin de adını unuttum. Damadın dan gurbetteki kızları dan
bahsediyor, yalnızlıktan dert yanıyor. Bahçesindeki ağaçlar teyzenin
tam tersi dert yanmak yerine yaşamak güzel dercesine Çiçek açmış
vaziyetteler. |
| |
|
|
| |
|
İstasyon binası yeni boyanmış, biletçi iki gün sonra uğra eski
haline döner diyor. Ne kadar duyarsız insan varsa Dilovasına
toplanmış. Kimisi tuvaletini yapar, kimisi nevroz ateşi yakar.
Köprünün altı batmış vaziyette. Boyacılarda azalmış istasyonda Erhan
vardı as boyacımız. Çocuğun o kadar uğraştık bi fotoğrafını
çekemedik. Makine yoktu o zamanlar. Şimdi makine var Erhan yok.
Terfi etmiş. Şimdi Berber çırağı, 8-10 kardeştiler baba
çalışmıyordu. Sakatmış. İstasyondan Çolakoğlu tarafına yöneliyorum.
Dilderesi inleyerek körfeze karışıyor. Demir köprüden geçip
Çolakoğluna ulaşıyorum. Hurdacı trilyonluk yatırım yapıyor. Bu sahil
kenarına bu kuruluşun bu şekilde fabrika kurması yasal değil. Ama
kuruyor. Dilovası halkı birlik olsa zaten ortalıkta hurdacı kalmaz.
Çolakoğlu personelinden iki kişi önümde soruyorum. Ne zaman biter? . Ne yapıcan
diyor şişko olan . Geberiyoruz kardeşim bitsin bir an önce diyorum.
Oturma buralarda diyor DYO işçisinin ağzıyla. Sen İzmit'te otuyorsun
dimi diyorum nerden biliyorsun diyor. Nerden bileceğim. Hanginiz
Dilovası'nda oturup böyle ukala konuşur ki diyeceğim arkadaşı
kolundan çekip sürüklüyor. Yarım ağız 6 ayda biter diyor. Ne iş ya
??? sen hurda fabrikası kur millete yıllarca demir tozu yuttur.
Sonra trilyonluk tesis yap . Dilovası'ndan işçi alma. NE BİÇİM DÜZEN
BU???.. Bir ayvalık, Akçay, Altınoluk tan ne farkı var bizim
sahillerimizin biraz bakım olsa oraları bile geçer sahillerimiz tabi
hurdacı ve boyacılar müsade ederse.
|
| |
|
|
| |
|
Liman yolunu takip ederek Fatih Mahallesine ulaşmaya çalışıyorum.
Yol yürünecek gibi değil toz-duman 10 saniyede insan tozdan
siyahlaşmaya başlıyor. Arada bir bu yolların temizlenmesi lazım.
Genel bir fotoğraf çekmek vede yolu kısaltmak için ormanlık alana
dalıyorum. Köpek olmasa bari. Geçen sefer köpeklerden kendimizi zor
kurtarmıştık. Çalılar yüzümü yırtsa da tepeye kadar tırmanıyorum. Dilovası net gözüküyor. Adatepe gerçekten güzel yer Dilovasının
genel görüntüsüne zıt bir ortam var. Tabiatın canlanmasına Dilovası
sınırları içinde şahit olmak istiyenler varsa hafta sonları
uğrasınlar buraya. Çam ağaçları, çiçekler, kaplumbağalar, kuşlar,
kelebekler. Körfez ayağınızın altında . Hersek Burnu, Tavşancıl,
Diliskelesi, Dilovası hemen yanı başınızda. Bu arada fidan dikme ve
bakım çalışmaları var. BURASI MESİRE YERİNE DÖNÜŞTÜRÜLÜP HALKIN
HİZMETİNE SUNULMALI . Hasan abiyi soruyorum Gebze'de diyorlar. Yıllar
sonra serdar'a rastlıyorum biraz hoş-beşten sonra ayrılıyorum.
Kandıralıların mahallesinden geçerken Armut ağacı takılıyor gözüme.
Çiçek açmış ben yaşıyorum hala dercesine. Az mı meyvesini yedik
altında oyun oynadık, dalından düşüp sakatlandık. Gitti güzelim
bağlar, Ayva ,İncir ağaçları. Bir armut ağacı kaldı. Bir tanede
Samsunluların mahallesinde var Armut ağacı. YARIN ONLARDA KALMAZ DİYE
BİR VEFA KABİLİNDEN BASIYORUM DENKLAŞÖRE MAKİNAMA DÜŞÜYORLAR ..... |
| |
|
|
| |
|
|
|
Gezilerim Devam Edecektir...A.T.K |